Kayseri’nin Soğuk Akşamlarında İçimde Büyüyen Bir Soru: 65 Puanla Jandarma Olunur mu?
Sevgili okurlar, Cephesan ekibi olarak bugün “65 puanla jandarma olunur mu” konusunu sizlerle paylaşmaktan heyecan duyuyoruz.
Kayseri’de akşamlar erken iner. Hava karardığında sadece sokaklar değil, insanın içi de biraz sessizleşir. Ben 25 yaşındayım ve uzun zamandır kendi iç sesimi dinlemekten başka çarem yok gibi hissediyorum. Günlük tutuyorum; bazen bir sayfa dolusu, bazen sadece iki cümle. Ama her satırda aynı soru yankılanıyor: 65 puanla jandarma olunur mu?
Bu soru ilk başta sadece bir meraktı. Sonra bir umuda, sonra da neredeyse bir hayal kırıklığına dönüştü.
Bir Sabah Uyanışı: Hayaller ve Gerçekler Arasında
O sabah Kayseri’nin soğuğu camlardan içeri sızıyordu. Kalorifer tam ısıtmıyordu, battaniyenin altından çıkmak istememiştim ama içimdeki huzursuzluk beni kaldırdı.
Bilgisayarı açtım. KPSS sonuçlarına bakarken kalbim hızlı atıyordu. 65 puan.
Ekrana bakakaldım.
Bir an hiçbir şey hissetmedim. Sonra yavaş yavaş bir ağırlık çöktü. Ne sevinç vardı ne de tam bir yıkım. Sadece ortada kalmış bir insanın sessizliği.
Defterimi açtım ve şunu yazdım:
“65 puanla jandarma olunur mu bilmiyorum ama ben yine de denemek istiyorum.”
O an fark ettim ki mesele sadece bir puan değilmiş. Mesele, o puanın bana ne kadar yol açıp açmayacağıydı.
İnternet Aramalarının İçinde Kaybolmak
O günün büyük kısmını internet başında geçirdim. Forumlar, eski başlıklar, yorumlar…
“70 altı zor”
“Şans işi”
“Mülakata bağlı”
“Dayanıklı olman lazım”
Her cümle bir umut kırıntısı kadar küçük ama aynı zamanda bir tokat gibi büyüktü.
Bir ara kendimi boşluğa bakarken buldum. İçimde iki ses vardı. Biri “deneme, boşuna yorulursun” diyordu. Diğeri ise “belki de bu senin tek çıkış yolun.”
Kayseri’nin o gri havası pencereden içeri dolarken ben kendi içimde sıkışıp kaldım.
Ve yine sordum:
65 puanla jandarma olunur mu?
Bu kez sorunun cevabını kimseye değil, kendime soruyordum.
Bir Arkadaş Sohbeti: Gerçeklerin Yüzü
O akşam eski bir arkadaşım geldi. Çay içtik. Konu döndü dolaştı, hayatlara geldi.
Ona puanımı söyledim.
Bir an durdu. Yüzüme uzun uzun baktı.
“Zor ama imkânsız değil,” dedi.
Bu cümle bana garip bir şekilde hem umut verdi hem de canımı acıttı. Çünkü “zor” kelimesi, insanın hayallerine diken gibi batıyor.
O gittikten sonra mutfakta tek başıma kaldım. Çaydanlık boştu, bardaklar soğumuştu. Ev sessizdi.
Ve ben yine defterime yazdım:
“Zor demek, olmayacak demek değil. Ama beklemek demek.”
Jandarma Hayali: İçimdeki Düzen Arayışı
Çocukluğumdan beri düzeni severim. Belki de bu yüzden jandarma olma fikri bana hep çekici geldi.
Üniforma değil sadece mesele. Daha çok bir aidiyet duygusu. Net kurallar, net bir hayat… Kayseri’nin bazen dağınık gelen sokaklarında büyüyünce insan düzene daha çok özlem duyuyor.
Ama şimdi 65 puanla bu hayal ne kadar gerçek olabilir, bilmiyorum.
Bazen aynaya bakıyorum ve kendime şunu soruyorum: “Sen gerçekten hazır mısın?”
Cevap çoğu zaman sessizlik oluyor.
Başvuru Düşüncesi ve İçimdeki Çatışma
Başvuru şartlarını tekrar tekrar okudum. Boy-kilo, yaş sınırı, puan türleri…
Her satır bir kapı açıyor gibi görünüyor ama aslında bazılarını kapatıyordu.
İçimde iki kişi tartışıyordu:
Biri “başvur, kaybedecek bir şeyin yok” diyordu.
Diğeri “kendini yorma, zaten olmayacak” diyordu.
Bu iç tartışmalar bazen saatler sürüyordu.
Bir gün yürüyüşe çıktım. Kayseri’nin soğuk rüzgârı yüzüme vururken düşündüm:
Belki de 65 puan bir son değil, sadece bir başlangıçtır.
Ama yine de içimde bir korku vardı. O korku, “ya gerçekten olmazsa?” sorusuydu.
Bir Gece: Umudun En Sessiz Hali
O gece uyuyamadım.
Işıkları kapattım ama zihnim kapanmadı. Tavanı izledim uzun süre. Dışarıda araba sesleri vardı, uzak köpek havlamaları…
Defterimi açtım. Bu kez uzun yazdım.
“Belki de mesele 65 puan değil. Belki de mesele, benim ne kadar dayanabileceğim.”
Sonra bir cümle daha ekledim:
“65 puanla jandarma olunur mu bilmiyorum ama ben bu soruyla yaşamayı öğreniyorum.”
O an fark ettim ki umut bazen net bir cevap değildir. Bazen sadece devam edebilme gücüdür.
Kayseri’nin Sokaklarında Kendimi Ararken
Ertesi gün dışarı çıktım. Şehir her zamanki gibiydi ama ben farklıydım.
İnsanlara baktım. Acele edenler, çalışanlar, gülenler…
Herkesin bir yönü vardı. Benimse yönüm belirsizdi.
Bir bankta oturdum. Telefonumu çıkardım ama açmadım. Sadece düşündüm.
65 puan…
Bu sayı artık sadece bir sonuç değil, bir hikâyeye dönüşüyordu.
İçimde bir şey kırılmış gibiydi ama aynı zamanda bir şey de doğuyordu. Garip bir denge.
Umudun İnce Çizgisi
Bazen insan hayallerine çok yaklaşınca daha çok korkar.
Ben de öyleydim.
Jandarma olmak fikri artık sadece bir meslek değil, bir kimlik gibi geliyordu. Ama 65 puan o kimliğe ne kadar yakın olduğumu sorgulatıyordu.
Yine de içimde küçük bir kıvılcım vardı.
“Ya olur da kabul ederlerse?”
Bu soru bile insanı ayakta tutmaya yetiyor bazen.
Son Günlük Sayfası Değil, Devam Eden Bir Hikâye
Defterimi kapatmıyorum artık. Çünkü bu hikâye bitmedi.
65 puanla jandarma olunur mu bilmiyorum.
Ama bildiğim bir şey var: İnsan bazen cevapları bilmeden de yol alabiliyor.
Kayseri’nin soğuk gecelerinde yazdığım her cümle beni biraz daha kendime yaklaştırıyor.
Belki bir gün bu soru anlamını kaybedecek.
Belki bir gün üniforma giydiğim bir sabah, bu satırları hatırlayıp gülümseyeceğim.
Ama o güne kadar, bu soru benimle yaşayacak:
65 puanla jandarma olunur mu?